![]() |
|
![]() |
|||||||||||||||||||
|
Bu sözlerin doğru olduğuna emin olarak çıktık yolculuğumuza çünkü bu sözlerin sahibi Mazhar Bey'in gönlünden gelenlerin doğru olduğuna şüphe yoktur. Zaten gönülden gelen her şey doğrudur. Bu yolculuk bunu da kanıtladı bizlere, görebilenlere görmeye açık olanlara. Herkes kendi yolculuğunda önemli olabilecek şeyleri aldı bu yolculukta. Hayim, yolun üzerindeki bir tapınakta gerçekten duydu evrenin onunla konuştuğunu, Sercan her şeyin aslında olması gerektiği gibi olduğunu, bir adım geriden baktığımızda sorun olmadığını gördü Jaipur yollarında. Ahmet, duymadı söylediklerimizi, açmadı kendini fakat Joshua'yı da evren onun için bizlerle buluşturdu, Joshua'nın ağzından çıkan her şey Ahmet'in bir yerlerinde tomurcuklanmaya başlamıştır bile. Emine, korkunun ecele pek faydası olmadığını, onların ancak üzerine gidildiklerinde yenildiğini öğrendi. Anita, gerçekten o ne öğrendi bu yolculukta, benim gönlümden yaşadığımda gerçekten de daha farklı göründüğümü fark etti. Ama bilmiyordu ki her kim bunu yaparsa yapsın daha enerjik, daha huzurlu, daha başarılı olacaktı. Hülya belki öğrenemedi sonunda doğum saatini ama üç gün aynı kıyafetlerle de idare edilebileceğini hem öğrendi hem de bizlere öğretti. Huriye ona söyleyecek bir şey bulamıyorum çünkü bu kadar gönlü açık bir insanın öğrenecek çok şeyi olduğu gibi öğretecek te çok şeyi var. Bana gelince, ben hayatın hediyelerle dolu olduğu bir kez daha öğrendim. Hayatın kendisinin kabullenildiğinde hangi koşulda olursan ol çok güzel olduğunu gördüm. Hepimizin birer parçası olduğu bu hayatın, eski düşüncemin aksine benim, onun veya senin değil aynı anda hepimizin etrafında döndüğünü öğrendim. Kimi an geliyor ki ben neden buradayım, benim buradan alacak bir şeyim yok diyorum ama bakıyorum yanımdaki kişi için çok önemli bir noktadayız. O zaman ben onun öğrendikleriyle birlikte daha da zenginleşiyorum. Hülya sayesinde gittiğimiz yakya, Bhaiji, Joshua, Taori, Ramesh'le yapılan üç saatlik sohbet, Atilla'nın hikayesi, Amid ve ailesi, bu insanlar benim yolcuğuma zenginlik katan insanlardı. Bizim ekipten bahsetmeme gerek yok, onların hepsi birer öğretmendi zaten, Bilgisayar Mühendisi, Daktilo Öğretmeni, Çocuk Doktoru, Endüstri Mühendisi, Mağaza Müdürü, Dişçi, Makine Mühendisi ve Bir Hemşire... Hoş bir rastlantıdan çok daha öte bir, bir araya gelişti. Farklılığın güzelliğini temsil ediyorduk sanırım aynı Hindistan'daki farklılığın yarattığı gökkuşağı gibi. Bu kadar kapalı, bu kadar açık, bu kadar fakir, bu kadar zengin, bu kadar karanlık, bir o kadar da rengarenk, bu kadar farklı din, saçlarını rengarenk eşarplarla bağlayan sihler, farklı tanrılarda kendilerini bulan ama temelde bir olduğumuzu anlamış olan Hindular, Yeni dinler, yeni peygamberler, bizim tek tanrılı dinler orada renksiz kalıyor. Bunca farklılığın içerisinde ordaki bütün dinlerin tek bir ortak özelliği vardı belki bunun farkında değil ve savaşmaya devam ediyor olabilirler fakat hepsi tek bir bütünün parçaları olduğumuzu ve bu bütünün sadece insanları değil var olan her şeyi kapsadığına inanıyor olmaları. Belki de bizde olduğu gibi herkes dinin bir ucundan tutmuş ve gerçekte anlatılmak isteneni değil de almak istediklerini anlıyorlar. Bu yüzden o temel bilgi hep gizli kalıyor. Biz bunu yaşadık orda. Bütün ve birlik felsefesinin geçerliliğini kanıtlıyordu bizim gezimiz. Bu kadar rastlantının gerçekleşmiş olması istatistik okumuş olanların bile hesaplayamayacağı bir olasılık. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok insan, bu kadar çok mekan, bu kadar çok olay, bu kadar güzel An'lar sanki bize rastlantı diye bir şey yoktur diyordu. Ve yoktu da. Tam vaktinde Yakya'dan çıkıp tam vaktinde çarşıda olup tam vaktinde dansa yetişmek ve tam vaktinde bakanın evine varmak ve tam vaktinde elektriklerin kesilmesi. Sanki biz Ender'in Edirne'de verdiği Geziye çıkılmadan önce yapılması gerekenler sunumunun aksini kanıtlamaya çalışıyorduk, hiçbir planımız, haritamız yoktu. Bıraktık ve geleni kabul ettik. Ganj nehrini görmedik belki ama sokakta göz göze geldiğimiz herkesin ruhuyla yıkandık biz, onların hikayeleri bizleri temizledi, buralarda biriktirip oraya götürdüğümüz stresi, endişeyi, hırsı, daha fazlasını istemeyi, hepsini alıp götürdü. Direnenler oldu, bağırmaya, stres yapmaya, kızmaya devam ettikçe Hindistan bize Gandhi'nin öğrettiğini yaparak cevap veriyordu. Tepkisizlik ilkesi. Belki de bazılarımızın bu biriktirdiklerimizi bırakabilmesi için uzun süreler orda kalması gerekiyor ama yine de fiziksel kirliliğe rağmen ruhlarımız olabildiğine temizlendi. Oradaki gözler işte bize bunları anlattı, kirli, hasta, fakir gözler ama hepsi tertemiz ruhlara yansıtıyor bize. Abartmaya başladı bu diyeceksiniz, varsın öyle olsun. Çünkü söylediklerimin sırf orası için geçerli olmadığını da biliyorum. Oranın onca güzelliğine rağmen biliyorum ki gerçek güzellik gözümüzün önünde, en büyük zenginlik hep bizimle, her gittiğimiz yerde, her gittiğimiz yere anlam katan, her gittiğimiz yerde zenginleşen. İşte onun değerini ve varlığını anladık belkide biraz. Hayır Servas değil bu, ama Servas'ı yaratan şeyden bahsediyorum ben. Bana göre gezinin anafikri o hep bizimle olan ama genelde gözden kaçırdığımız Gerçek...'ti. Mazhar abimize gönülden katılıyorum sözleriyle küçükte olsa bir oynama yaparak... Hindistan yavaştan kendini sevdirir, Alır Beni benden BANA getirir... Jaki Baruh
|
||||||||||||||||||||